Tüketen Toplumdan Üreten Topluma

Tüketen Toplumdan Üreten Topluma

Pasif bir toplumdan daha aktif bir topluma geçiş yaparken, insanlar artık sadece kenarda oturmak ve izlemek istemiyor, katılmak istiyorlar. Ve arçları, ekipmanları iyi derecede kullanabilen yepyeni bir teknoloji nesli, insanların rollerini tüketiciden üreticiye kaydırmasına olanak sağlıyor.

Bu geçiş, çevrimiçi haber gönderilerinin sonunda yorum bölümlerinin eklenmesiyle başladı. İnsanlar, bir haberin doğruluğu, zamanlaması veya habere değecek bir şey olup olmadığı konusundaki düşüncelerini dile getirmeye başladılar. Birçok yorumcu haberlere ek bilgi ekledi. Web için kullanıcı tarafından oluşturulan içerik dünyasında büyük bir değişim başladı. Aniden herkesin bir blog sitesi oluşturması kolaylaştı ve milyonlarca insan deney yapmaya başladı.

Myspace 2003 yılının Temmuz ayında, Tom Anderson, Chris DeWolfe ve küçük bir programcı ekibi tarafından kuruldu. Kullanıcıların kendi web siteleriyle ve arkadaşlarıyla bağlantı kurmasını sağlayan bir site olarak tasarlanan MySpace, Ağustos 2006’da 100 milyonuncu kullanıcı hesabıyla hızla yükselen sosyal ağ kategorisinde baskın oyuncu oldu.

Benzer şekilde, Chad Hurley, Steve Chen ve Jawed Karim, Şubat 2005’te YouTube’u başlattığında, kullanıcıların çevrimiçi videolar üretip yayınlaması çok kolay oldu. YouTube, son derece popüler ve ücretsiz bir video paylaşım sitesi olarak, kullanıcıların video kliplerini yüklemesine, görüntülemesine, paylaşmasına ve derecelendirmesine olanak tanıdı. Sonuç olarak, milyonlarca kullanıcı izleyicilik rolünden video yapımcılığına geçiş yaptı ve her gün YouTube’a 65.000 yeni video klip kaydedildi.

Bunların her biri en öne çıkan başarı öyküleri örneğiyken, kullanıcı tarafından oluşturulan içeriğin dünyası kendi sorunlarından yoksun değildir. Her biri, karşılaştıkları zorlukları kendi benzersiz yollarıyla ele almayı başardı. Fakat bu içerik dünyasının en iyi örneklendirdiği şey, kamunun kendi düşüncelerini ve fikirlerini çevrelerindeki dünyaya katma ve onlara gönderme yapma ihtiyacıdır.

Geçmiş yaklaşımlar açısından bakıldığından düşüncenin tuzağına düşmek kolaydır. Bunun yerine, bu yeni organik eğitim biçiminin hayata geçmesini sağlayacak temel unsurlara, inovasyon tohumlarına odaklanmamız gerekiyor.

Yeni eğitim biçimleri, mevcut eğitim sistemlerimize bir şemsiye koyarak ve daha iyi olacağı ümidiyle global ağa bağlanarak, dersler basitçe kaydedilerek sağlanamaz. Şu anki haliyle eğitim, eski bir sistem olan Roma rakamları gibidir.

Aynı zamanda, bilginin katlanarak büyümesini deneyimlediğimizde, mevcut eğitim materyalinin miktarı oldukça sabit kalmıştır ve sonuç olarak, eğitim sistemlerimize ayak uyduramamıştır.

Bugün geliştirilmekte olan bilginin sadece küçük bir yüzdesi, gelecek nesillere sınıflar veya eğitim yazılımı şeklinde aktarılmaktadır.

Geleceğin eğitim sistemini düşündüğümüz için, en büyük endişelerimizden biri sunulan bilginin doğruluğunu sağlamak için bir yol bulmaktır.

Günümüzde derslerde öğretilenlerin yüksek bir yüzdesi, yerçekimi, evrim, hatta müzik hakkında birçok bilgi teoriktir. Bu konuların hiçbiri, yüzde 100’ü kanıtlanabilir olmakla kalmayıp, bu konuların hiçbiri yönetimsel bir hakikat makamına sahip müzakere etme bakış açısına dahil edilemez.

Dahası, toplumun hemen hemen her yönünün kendi gerçeğine sahip olduğunu fark edilmiştir – dini gerçekler, bilimsel gerçekler, yasal gerçekler, vs. Bu sebeple, herhangi bir politize olmuş, yönetsel hakikat otoritesinin,bilgiyi kendi istekleri doğrultusunda kullanma ve gelecekteki öğrenme sisteminin herhangi bir yönünün politikleştirilmesine yol açma riski bulunmaktadır. Şu halede katılım gerçekten yaygın bir eğitim sistemindeki en temel malzemedir. Öğrenme sisteminin insanlara ne faydasının onluğunu anlayamadıklarını  söyleyen herhangi bir merkezi otoritenin etkisine maruz kalmadan eğitimin organik olarak gelişmesini sağlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir